Kılcal Damarların Rengi: Bir Soru, Bir Hikâye
Kayseri’nin rüzgârlı akşamlarında, gözlerim bulutların arasına kaybolmuş, aklımda bir soru dolaşıyordu: Kılcal damarlar hangi renktir? Belki de birden fazla kez duymuştum bu soruyu, ama bu sefer biraz farklıydı. Bir şekilde, bu basit ama derin soruya takıldım ve onu anlamaya çalışmak istedim.
Evet, belki saçma gelebilir ama her şeyin rengi vardır, değil mi? Kıskandığım, hayal kırıklığına uğradığım o anlarda bile, bir şekilde renkleri hissederim. Her bir duygunun bir tonu vardır, ve belki de en önemli olanı, kılcal damarların rengini bilmekti. O minik damarlar, bizi biz yapan her şeyi taşıyan ince, gizli yollar gibi. Duygularımız da öyle değil mi?
Bir Aydınlanma: Beyaz Rüzgâr
Saatler geçiyor, rüzgâr da giderek daha sert esmeye başlıyordu. Balkonumda, kayısı çiçeklerinin kokusu geldi burnuma. İçimdeki soruların verdiği yoğunluk, kaybolmuş gibiydi. Hayatımda bir dönüm noktasındaydım. 25 yaşındaydım ve her şeyin uçup gittiği, hızla geçip gittiği bir yaş… Her şey değişiyor, ama bu sorunun cevabını hala bulamamıştım. Kılcal damarların rengi neydi? Bunu düşünürken, sanki hayatın benden beklediği bir şey vardı, bir çözüm ya da bir keşif.
İçimden gelen bir düşünce: “Belki de çok basit bir şeydir bu. Bunu öğrenince hepimizin birbirimize daha yakın olabileceğini hissedeceğim. Belki de kılcal damarlar sadece bizim vücudumuzun değil, ruhumuzun da en ince yerini gösterir.”
O an, bir anlık bir duraksama geldi. Her şeyin nasıl doğru bir şekilde bağlandığını gördüm. Hemen o akşam, sokakta yürürken, her adımda düşüncelerim şekil almaya başladı. Kılcal damarlar, belki de içimizdeki en derin duyguları taşır. Birkaç hafta önce yaşadığım o hayal kırıklığı gibi. Bir arkadaşımın beni arayıp, “Sana çok ihtiyacım var” demesi ama sonra birden kaybolması gibi… Duygularımız gibi kılcal damarlar da bir anda kırılabilir, kan kaybına uğrayabilir. Ama sonra yine, aynı hızla onarılırlar, görünmeyen ama her zaman var olan yollar.
Hayal Kırıklığı ve Umut Arasındaki İnce Çizgi
Bir yaz akşamı, Kayseri’nin sıcaklığı omuzlarıma çökmüşken, bir kenarda yalnız kalıp yazıyordum. 25 yaşındaydım ve artık büyümek ne demek diye soranlar bana biraz daha fazla anlam taşımaya başlamıştı. Hayal kırıklığı, insanı en derinden sarsan, belki de kılcal damarlarımızın kanla birleştiği anı hatırlatır. Kılcal damarlar, görünmeyen ama önemli olan yerlerdir; tıpkı kaybolan umutlar gibi. Bir yerden başlayıp, bir noktada devam ederler, ve hayatın o noktada beklenmedik değişimlerine uğrarlar.
Bir an, bir sokak lambasının altında, düşündüm: “Kılcal damarların rengi aslında kanımızın rengiyle doğru orantılı.” Bunu düşündüm ve derin bir nefes aldım. İşte hayat bu kadar basit. İnsan da, damarlar gibi, görünmeyen yerlere taşınan duygularıyla farklı renkler oluşturur. Kırmızı, belki de sadece öfkenin rengiydi. Ama mavi, belki de bir umut ışığının rengiydi. Beyaz da… Beyazsa, yeniden başlamanın.
Birinci kez gerçekten düşündüm: Kılcal damarlar, belki de yavaşça büyüyen ama hiç kaybolmayan bir yaşamın özüydü. Bu, sadece biyolojik bir mesele değildi. İçimdeki birikmiş duygularla, yaşamın her anına dair bir işaretti. En son düşlediğim anlarda, her şey bir çığ gibi büyüdü ve “renk” kavramı, bir insanın hayatındaki duyguları simgeliyor gibi geldi.
Gün Sonu: Kılcal Damarların Rengi
O akşam, odamın penceresinden dışarı bakarken, gün batımının renkleri birdenbire bana bir şeyler fısıldadı. Kılcal damarlar, bazen en derin, en ince yerlerdeki duyguları taşır. Kim bilir belki kırmızı, yeşil ya da mavi olabilir. Ama bir şey var: Kılcal damarlar ne olursa olsun, bir şekilde duygularımızın minik ama önemli temsilcileridir. Herkesin içinde bir renk var, ve belki de en doğru cevap, hepimizdeki en doğal renk.
Yavaşça, gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İşte, duygularımın en ince detaylarını taşıyan kılcal damarlar, içimdeki renkleri benden daha iyi biliyor.