Bitkilerin Yaşaması İçin Neye İhtiyacı Vardır? Toplumsal Cinsiyet ve Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Bir sabah İstanbul’un karmaşasında, toplu taşımada bir kadının çantasından düşen bir çiçek gördüm. Kimse fark etmedi, ama o çiçek yere düştü ve hemen arkasından gelen kalabalık adımlar arasında ezilecekti. Kadın ne yaptı? Hızla çiçeğini aldı, tam yere düşen yaprağını toparlarken bile bir el uzandı ve ona engel oldu. “Çiçek değil, ama ben iyiyim,” der gibi bir bakışla göz göze geldik. O an bir şey fark ettim. Hangi gruptan, hangi toplumsal cinsiyet kimliğinden veya sosyal durumdan olursa olsun, hepimiz aslında bir şekilde “yaşama alanı” arıyoruz. Tıpkı bitkiler gibi.
Bitkilerin yaşaması için neye ihtiyacı vardır? Bu soruya biyolojik açıdan verilecek çok açık bir cevap var: ışık, su, toprak ve hava. Ama bir bitkinin bu temel unsurlar için nasıl bir yaşam alanı bulabildiği, tıpkı insanların ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarının ne kadar çeşitlenebileceğiyle doğrudan bağlantılıdır. Toplumdaki çeşitlilik, sosyal adalet ve toplumsal cinsiyet gibi kavramlar, bu yaşam alanlarının her birey için eşit olup olmadığını sorgulamamıza neden olur. İşte burada, biyolojik gerekliliklerin ötesinde, sosyal yapılar ve güç ilişkileri devreye girer.
Bitkilerin Temel Gereksinimleri: Hangi Alanlarda Erişim Sağlıyoruz?
Bitkilerin yaşaması için öncelikle hava, su, güneş ışığı ve toprak gerekir. Bu dört unsur, bitkilerin yaşaması için olmazsa olmazdır. Ancak bu gereksinimler, yaşam alanlarının ne kadar adil paylaşıldığına ve bu alanlara kimlerin erişebildiğine bağlı olarak çeşitlenir.
Bunu İstanbul’un sokaklarında gözlemlediğim bir örnekle daha iyi anlatabilirim. İki mahalledeki bitki örtüsüne bakın. Bir mahallede, bitkiler ya da ağaçlar daha bakımlı, sulanmış ve daha yeşilken; diğer mahallede ise ağaçlar kurumuş, bitkiler bakımsız ve toprak neredeyse taşlaşmış. Bu, sadece coğrafi farklılıklar değil; aynı zamanda o bölgelerde yaşayanların yaşam kalitesiyle de doğrudan bağlantılı. Kaybedilen yeşil alanlar, yeterli bakım ve sosyal yatırımların eksikliğinden kaynaklanıyor. O mahallede yaşayan insanlar, en temel gereksinimleri olan temiz hava ve yeşil alan gibi “doğal kaynaklara” sınırlı erişim sağlıyorlar.
Toplumsal cinsiyet meselesi de burada devreye giriyor. Çünkü hangi mahallede, kimlerin daha fazla ya da az bakımlı alanlarla karşılaştığı, genellikle bu mahallelerde yaşayan grupların toplumsal statülerine bağlı. Kadınların, çocukların ve engelli bireylerin erişim alanlarının sınırlı olduğu mahallelerde, bitkilerin büyümesi ve gelişmesi de genellikle daha zordur. Bu noktada, sosyal adaletin önemini bir kez daha hatırlıyoruz. Evet, bitkiler fiziksel koşullarına bağlı olarak gelişir, ancak insanlar gibi onlar da yaşam alanı ve bakım ihtiyacını en temel ihtiyaçlar olarak karşılamak zorundadırlar.
Sosyal Adalet ve Yaşam Alanı: Kim, Nerede, Ne Zaman Erişim Sağlıyor?
Bir gün iş çıkışı, bir arkadaşımın evine gitmek için yolda yürürken bir köşe başında, yaşlı bir kadının parkta dinlendiğini gördüm. Yanında ise neredeyse tamamen kuru, öksüzleşmiş bir ağaç vardı. Kadının yüzünde biraz hüzün, biraz da bir şeylere bağlanma isteği vardı. “Bu ağacın tek bir dalını keserlerse, bir yıl daha yaşar,” demişti. Hemen sorumu sordum: “Neden kesiyorsunuz?” Cevabı, bir anlamda tüm yaşam koşullarını içeren bir yanıt gibiydi: “Çünkü burada yeterince yeşil alan yok, daha fazla su alamaz.” Sadece o kadının değil, bütün mahallede yaşayan insanların en temel gereksinimi olan su ve yeşil alan, o kadar eşit dağıtılmamıştı ki, bitkiler de bunun etkisiyle hayatta kalamıyordu. Bu durumu sadece bitkiler açısından değil, insanların yaşam hakları açısından da ele almak gerekiyor.
Bitkilerin yaşaması için gereken temel ihtiyaçları düşünürken, bir tarafta sınıfsal eşitsizlik, diğer tarafta toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve sosyal adalet eksikliği bulunuyor. Kadınların veya düşük gelirli grupların daha az erişim sağladığı parklara, yeşil alanlara ve doğal kaynaklara erişimindeki engeller, tıpkı bitkilerin yaşaması için gerekli olan alanların daralması gibi, büyük bir eşitsizlik yaratıyor.
Farklı Gruplar ve Erişim Hakları: Bitkiler ve İnsanlar Arasında Paralele Düşüş
Bir sabah, işyerinde öğle arası yürüyüşe çıkarken, yine aynı soruyu sordum kendime: Bitkilerin yaşaması için neye ihtiyacı vardır? Bu soruyu her gün farklı bir açıdan sorarak, aslında İstanbul’da yaşayanların farklı sosyal grupları ve toplumsal cinsiyet kimlikleriyle olan ilişkisini de sorgulamaya başladım. Mesela bir erkek, büyük ihtimalle mahalle parkında çocuklarıyla rahatça vakit geçirirken, bir kadının geceyi geçireceği sokağa çıkması bile oldukça zor olabilir. Bu, aslında çok basit bir farktır ama bitkilerin yeşereceği, köklerinin toprakla buluşacağı, güneş ışığını alabileceği ortamlar da bu eşitsizlikten etkilenir.
Sonuç olarak, bitkiler sadece biyolojik gereksinimlere değil, tıpkı insanlar gibi yaşam alanı ve fırsat eşitliği açısından da desteğe ihtiyaç duyarlar. Bitkilerin yaşaması için gereken alanlar ne kadar adil ve eşit paylaşılırsa, toplumlar da o kadar sağlıklı ve sürdürülebilir olur. Biyolojik gereksinimler ve sosyal eşitlik arasındaki bu bağ, doğal dünyamızla kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini gösteriyor.
Sonuç: Yeşil Alanlar ve Adalet
Bitkiler nasıl oksijen üretir sorusu basit bir biyolojik sorudan çok daha fazlasını içeriyor. Onlar için doğru yaşam alanları sağlamak, tıpkı toplumdaki en zayıf gruplar için adaletin sağlanması gibi bir gerekliliktir. O yüzden, her bir bitkiyi ve her bir kişiyi eşit şekilde değerlendirmek, sürdürülebilir bir toplum kurmanın ilk adımı olabilir.