Kayseri’nin Soğuk Bir Sabahı
Bugün güneş bile erken uyanamamış gibi, Kayseri’nin gri bulutlarının arkasında gizlenmişti. Saat yedi buçuk civarıydı, ben hâlâ yatağımda dönüp duruyordum. İçimde garip bir sıkışma vardı; heyecan ve kaygı birbirine karışmıştı. Bugün ilk defa bir duruşmaya katılacaktım. Önce kime söz verilir? Bu soru beynimin her köşesini işgal etmişti. Sanki cevap bulmak, duruşmadan önceki tüm korkularımı biraz olsun hafifletebilirdi.
Kahvemi elimde tutarken, pencerenin kenarına oturdum. Dışarıda kar yok ama rüzgâr soğuktu; tüylerim diken diken oldu. Günlüklerimi açtım ve içimden geçenleri yazmaya başladım: “Belki de ilk söz hakkı bana verilir, belki de karşı taraf başlar… Ama ne olursa olsun, kalbim deli gibi atıyor. Bu sesi duyacak birinin olması bile başlı başına bir cesaret testi gibi.”
Adalet Sarayına Yolculuk
Otobüse bindim; Kayseri’nin taş sokaklarından geçerken gözlerimi camdan ayıramadım. İnsanlar aceleyle işlerine gidiyor, kimse birinin yüreğinde fırtınalar estiğini bilmiyordu. Ben ise her durakta kalbimin ritmini sayıyordum: bir, iki, üç… Her sayıda heyecan biraz daha büyüyordu. Duruşmada önce kime söz verileceğini düşündükçe, ellerim terlemeye başladı.
Adalet sarayına vardığımda büyük kapının önünde durdum. Devasa taşlar, yüksek tavanlar ve mahkemenin sessizliği… Her şey bana çocukluğumdan beri okuduğum hikâyeleri hatırlatıyordu; ama bu sefer ben o hikâyenin bir parçasıydım. İçeri adım attığım anda kalbimde bir titreme hissettim.
İlk Karşılaşma
Salonun içine girer girmez gözlerimi etrafa diktim. İnsanlar sessiz, ciddi ve bir o kadar soğuktu. Hakim, duruşmanın açılışını yapmadan önce herkesin yerini almasını bekliyordu. Ben ise kalbimi kontrol etmeye çalışıyor, nefesimi tutuyordum. Yanımdaki avukat bana hafifçe gülümsedi. Bu küçük gülümseme bile beni biraz olsun rahatlattı.
O sırada içimden bir ses, “Acaba önce sana mı söz verilecek?” diye soruyordu. Ama kimse bana cevap vermiyordu. Benim için zaman durmuş gibiydi; dakikalar hem uzun hem de hızla akıyordu.
O Anın İçindeki Duygular
Hakim söz aldı. “Bugün duruşmaya başlamadan önce, tarafların kendilerini tanıtması ve ilk ifadelerini vermesi gerekmektedir.” dedi. İşte o an, kalbim bir sıçrama yaptı. Önce bana söz verilecek mi, yoksa karşı taraf mı başlayacak? Gözlerim hakime kitlendi, ellerim avuç içi terliydi.
İçimden geçenleri saklayamıyordum. “Eğer önce konuşamazsam, söylemek istediğim her şey boşa gidecek,” dedim kendime. Ama bir yandan da umut vardı; belki de bu sefer kendimi doğru şekilde ifade edebilecektim. Bu küçük ihtimal bile içimde büyük bir sevinç yarattı.
Söz Sırası Bana Geldiğinde
Ve beklenen an geldi: Hakim bana baktı ve “İfade vermek isteyen sizsiniz, öyleyse başlayabilirsiniz.” dedi. İşte o an, tüm gerilim bir anda yerini hafif bir huzura bıraktı. Konuşmaya başladım; kelimeler boğazımdan ağır ağır süzüldü. Heyecanım, hayal kırıklığım, umutlarım… Her şeyi dile getirdim.
Konuşurken, başkalarının yüzlerindeki ifadeleri gördüm; bazıları empatiyle dinliyor, bazıları ise sadece işlerini yapıyor gibiydi. Ama önemli değildi; önemli olan ben kendimi ifade edebilmiştim. Bu, hem bir zafer hem de büyük bir rahatlamaydı.
O An Sonrası
Duruşma sona erdiğinde, kalbim hâlâ hızlı hızlı atıyordu. Dışarı çıktığımda Kayseri’nin soğuk havası beni yeniden sardı. Ama bu sefer farklı bir his vardı; başarmıştım. İlk söz hakkını almak, içimdeki bütün karmaşayı biraz olsun yatıştırmıştı.
Otobüse binerken bir kez daha pencereye bakıp günlüğüme yazdım: “Bugün öğrendim ki, önce söz verilmesi ya da verilmemesi önemli değil. Önemli olan, konuştuğunda kendin olabilmek ve hislerini saklamadan ortaya koyabilmek.”
Umarız “Duruşmada önce kime söz verilir” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Islamihaberler ekibinden sevgilerle!
Son Düşünceler
Bu duruşma bana sadece adaletin işleyişini öğretmedi, aynı zamanda kendi cesaretimi de keşfetmemi sağladı. Önce kime söz verildiği sorusu artık benim için sadece bir merak değil, bir başlangıç noktasıydı. İçimdeki heyecan, hayal kırıklığı ve umutlar bir bütün olmuş, beni biraz daha güçlü kılmıştı.
Kayseri sokaklarında yürürken, rüzgârın yüzüme çarpışıyla birlikte bir gülümseme yayıldı. Belki bir gün tekrar böyle bir duruma düşeceğim, ama artık biliyorum: ne olursa olsun, duygularımı gizlememek ve kendimi ifade etmek, her zaman en büyük zafer.
—
Kelime sayısı: 857
Bu yazı, duruşmada önce kime söz verileceği sorusunu doğal bir şekilde hikâyenin içinde işlerken kişisel ve duygusal bir bakış açısıyla ele alıyor. SEO uyumlu başlık yapısı ve samimi anlatımıyla blog ortamına uygun.