Islamihaberler ailesi merhaba! Bu içeriğimizde “En önemli duyu organımız hangisidir” konusunu tüm detaylarıyla inceliyoruz.
En Önemli Duyu Organımız Hangisidir? (İzmir’de Bir Kahve Masasında Başlayan Büyük Tartışma)
İzmir’de yaşıyorsan bazı sorular vardır ki, güneşin altında simit yerken bile aklına düşer. “Bugün denize girsem mi?”, “Kordon mu Alsancak mı?”, bir de en kritik olanı: En önemli duyu organımız hangisidir?
Geçen gün arkadaşlarla Konak’ta oturmuşuz, masada klasik sahne: biri telefona bakıyor, biri hayata küsmüş gibi çay karıştırıyor, ben de sanki Nobel ödülü tartışıyormuşuz gibi ciddi ciddi konuşuyorum.
“Bakın,” dedim, “göz olmasa hayat yok.”
Arkadan bir ses:
— “Kanka kulak olmasa zaten seni dinlemem, daha huzurlu yaşarım.”
İşte tartışma tam burada başladı.
Duyu organları kavgası: kim daha “önemli”?
Aslında mesele basit gibi görünür. Göz, kulak, burun, dil, deri… Hepsi görevini yapar, biz de hayatı yaşarız. Ama insan beyni boş durmayı sevmez. Özellikle de İzmir sıcağında biraz fazla güneş yemişse.
Ben o gün kendi kendime şunu fark ettim:
“Ben sadece düşünmüyorum… resmen duyu organlarıyla koalisyon kuruyorum.”
Göz: Her şeyin PR sorumlusu
Dürüst olalım, en çok göze güveniyoruz. İnsan önce görür, sonra inanır. Ama İzmir’de bu biraz riskli.
Mesela geçen yaz sahilde gördüğüm bir şey:
Ben: “Deniz çok güzel görünüyor.”
Arkadaş: “O gördüğün şey yosun olabilir.”
İşte o an gözle olan güven ilişkimiz biraz sarsıldı.
Ama yine de En önemli duyu organımız hangisidir? sorusuna ilk refleks cevabımız genelde göz oluyor. Çünkü Instagram da zaten gözle çalışıyor, hayat da biraz filtreli ilerliyor.
Kulak: İstemediğin şeyleri bile duymanı sağlayan sistem
Kulak çok acayip bir organ. İstemesen de çalışıyor. Mesela sabah evde:
Anne: “Kalk, geç kaldın!”
Sen (iç ses): “Ben zaten hiç yatmadım ki…”
Kulak burada sadece ses almıyor, travma da depoluyor.
Arkadaş ortamında da durum aynı:
— “Kanka seni biri çağırdı.”
— “Kim?”
— “Bilmiyorum ama kötü çağırmış gibi.”
Kulak, hayatın spoiler cihazı gibi çalışıyor bazen.
Burun: Dramayı ilk hisseden organ
Burun biraz underrated bir kahraman. Kimse ona hak ettiği değeri vermiyor ama o ortamın enerjisini saniyesinde çözüyor.
Mesela:
— “Bir şey mi yandı?”
— “Yok ya…”
— “Burnum farklı düşünüyor.”
İzmir’de özellikle deniz + yaz + sıcak üçlüsünde burun ayrı bir dedektif gibi çalışır. “Bu ortamda bir tuhaflık var” diye ilk o uyarır.
Hatta bazen düşünüyorum, En önemli duyu organımız hangisidir? sorusunun cevabı burun olabilir. Çünkü kötü insanı bile “kokusundan” anladığını iddia eden bir toplumuz sonuçta.
Dil: Hayatın yemek inceleme kurulu
Dil konusu açılınca İzmir’de işler ciddileşir. Çünkü yemek burada sadece yemek değildir; sosyal etkinliktir.
Bir kumpir gelir:
— “Abi bu fazla tuzlu olmuş.”
— “Hayat zaten tuzlu kanka.”
Dil sadece tat almıyor, felsefe yapıyor resmen.
Ama dürüst olalım, dilin tek derdi yemek değil. Bazen de gereksiz konuşmalar üretme merkezi gibi çalışıyor. Özellikle gece 2’de.
Deri: Sessiz ama sürekli çalışan güvenlik sistemi
Deri öyle bir organ ki, genelde onu unutursun… ta ki güneş yanığı olana kadar.
İzmir yazında deri şöyle der:
“Ben buradayım ve acı çekiyorum.”
Ama biz ne yaparız?
“Biraz daha denizde kalayım.”
Sonra eve dönünce:
— “Neden domates gibi oldun?”
— “Çünkü hayatı hissettim.”
Deri aslında sürekli alarm halinde bir sistem gibi. Ama biz genelde “sessize al” modunda yaşıyoruz.
Peki gerçekten En önemli duyu organımız hangisidir?
Bu soruyu ciddiye alınca iş karışıyor. Çünkü her organın bir “olmazsa olmazlığı” var.
Göz olmadan yön bulamazsın.
Kulak olmadan iletişim kopar.
Burun olmadan tehlikeyi geç anlarsın.
Dil olmadan hayat tatsız olur.
Deri olmadan zaten dış dünya seni direkt çarpar.
Ama ben arkadaşlarla tartışırken şunu fark ettim: mesele organ değil, “hangi durumda hayatta kalmak istediğin”.
İç sesim devreye giriyor (fazla düşünen mod)
Bazen kafamda şöyle diyaloglar dönüyor:
Ben: “Göz en önemli.”
İç ses: “Ama kulak olmadan müzik dinleyemezsin.”
Ben: “Tamam ama burun olmadan da kokoreç keyfi olmaz.”
İç ses: “Sen zaten her şeyi yemek üzerinden değerlendiriyorsun.”
Ve işin sonunda hiçbir şey çözülmüyor. Sadece ben biraz daha yoruluyorum.
İzmir sokaklarında duyu organları testi
Bir gün kendime mini bir test yaptım:
Alsancak’ta yürürken:
Göz: “Deniz manzarası güzel.”
Kulak: “Bir sokak müzisyeni yine kalbimi hedef aldı.”
Burun: “Simit + deniz + sıcak = karmaşık bir formül.”
Dil: “Kahve istiyorum.”
Deri: “Lütfen gölge.”
Sonuç: Hepsi aynı anda haklıydı.
O an anladım ki En önemli duyu organımız hangisidir? sorusu aslında tek cevaplı bir soru değil. Daha çok “hangi organ şu an sana bağırıyor?” sorusu.
Arkadaş ortamında final tartışması
O gün masada tartışma büyüdü:
— “Abi göz net en önemlisi.”
— “Hayır kulak, iletişim her şeydir.”
— “Burun olmadan hayat çekilmez.”
— “Dil olmadan yemekler anlamsız.”
— “Deri olmasa zaten yok oluruz.”
Ben sessizce çayı karıştırırken dedim ki:
“Belki de en önemli organ, hepsini aynı anda idare eden şeydir…”
Bana baktılar.
— “Beyin mi diyorsun?”
— “Yok kanka,” dedim, “o ayrı bir dert.”
Masada kısa bir sessizlik oldu. Sonra biri:
— “Boşver ya, sahile gidelim.”
Ve tartışma insanlık tarihinin en İzmirvari şekilde çözüldü.
Islamihaberler ekibi olarak “En önemli duyu organımız hangisidir” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!
Sonradan fark ettiğim şey
Eve dönerken düşündüm. Aslında mesele “hangi duyu organı daha önemli” değilmiş. Mesele, hepsinin birlikte çalışınca hayatı mümkün kılmasıymış.
Göz sana dünyayı gösteriyor, kulak hikâyeyi anlatıyor, burun atmosferi veriyor, dil anlam katıyor, deri ise seni hayata bağlıyor.
Ama insan yine de tek bir cevap arıyor. Çünkü beyin tembel ama meraklı.
İç sesin son yorumu
İç sesim son bir kez konuştu:
“Cevap aramayı bırakınca, soru zaten önemini kaybediyor.”
Ben de sahilde oturup denize baktım. Hiçbir organı seçmeden.
Sadece hissettim.